Gülümsemeleri bırakalı yıllar olmuştu sanki. Kimse bilmezdi yaşayamadıklarının sancısını. Hayata tutunuyordu da, kimse bilmiyordu pamuk ipliğinde olduğunu. Nasılda gözleri yaşlı, ömrü hazan sarısına çalardı. Kimse anlamazdı bu sıradan ömründe baharı yaşamak isteyn yüreğinin olduğunu. Kadın, saçlarını tararken aynadaki aksi ona donuk bakıyordu. Neydi bu kadar vazgeçmiş, kabullenmiş yürüyüşlerinin sebebi?
Zamanın gene zamansız aktığı, sevgilisinin ona aşk diye anlattığı acılar yokuşunu çıkarken, ne kadar da yalnız olduğunun farkına vardı. Tensel dokunuşların mahkumu olmuş muydu? çoktan diyordu çoktan... Apansız bir kelepçe takıyordu ellerine bu kelime. Çaresizlik akıyordu iliklerine. Hiç bu kadar üşümemişti...
Her zamanki gibi rutini olan masayı 4 le mek üzere salona gidiyordu. Selamlar rutin, insanlar sahtekar ve boş hevesler... Sıkılmıştı artık aradığını bulmak burda mıydı? O gün başkaydı, o gün bir delikanlı şiirlerini, yüreğini, samimi ve bir şeylere ulaşmak istemeden, acısından çıkıp aktarıyordu. Çapkınlık değildi onun yaptığı, istedikleriydi. Sevgiliye seslenişiydi, ama kimse anlamadı... Kadın bu yürekten dökülen cümlereri anladı özümsedi. Hoşuna gitmişti adamın satırları. Satırlara sinen acılar tanıdık, özlemler aynı...
Sonra mı? Sonrası yok genç adam ağladı, sustu, yandı.. Adı aşktı, kadını kırmamak adına kadından kaçtı.. Kadın, adamın duruşunu sevdi, ama adanacak aşkı istemedi... Adam arada kadınla sohbet ediyordu, adamın ona yansıyan aşkını sevsede adamı aşkla sevmiyordu, adam susuyordu.
Şimdi kadın sancılı, adam kırgın. Ve incinmiş her bir yanını alarak şiirlerle çoğalmakta gene aşkına...


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder