1/13/2010

YAKLAŞMALAR GİDER Mİ?





Emsalsiz bir güzelliği yok bu dünyanın. Sen olduğun içindi bu dünyanın emsalsizliği. Anlatamam yolculuklarımın içindeki sırları, ama bilirdim senin kadar gizemli bir giz yoktu bu yolculukların hiç birinde. Bir tomurcuk açadır ellerinin deydiği her yerde ve kandırılmalardan uzak bir anlayışın tohumu sendi bilirim. Ve şimdi içimde filizlenensin.



Yaklaşan bir ayak sesinden ürperirdim çocukken, düşlerimi alıp götürecek diye. Ve işte ağlardım karanlığa düşürülmüş düşlerime. Camların buğusuna her kes bir şeyler yazabilir. Ama kimse o camda buğu olmayı düşlemez. Ben sana çoğalan kelime olmadan önce, buğu olmayı öğrendim. Uzun zamandır yağmur yağarken ağlıyorum şimdi. Gerçi suspus olmuş kaç ömürdür bilemem. Yağmurda ağlamak nedir bilir misiniz? Yağmurda ağlamak, kendine yanmaktır gizlenmelerin içinde. Bir yolun soğukluğundan muzdarip insanlardan farklı bir ruh olmak, belki anlamak hayatın kendisini, belki özüne varmak. Kim bilir ki sonbahar yapraklarının telaşını? O yapraklar ki zamanı bekleyip yeniden köklerine karışmak. İçerde uzanan yollar vardır birde. Kimse bilmez dokunulmaların arınmasıdır ki başkenti sen olan bir şehre gider. Sularım çekilmeden kimse göremez derinlerimi. Oysa gözlerim yeterdi görmelerin ötesini görebilmeleri. Bir bakıştan öte, tüm şeffaflığımla düşüvermekti. İnsan anımsar mı ilk sesini duyduğunda içini titreten o her şeyin erteleniş anlarını? Bazen soruyordum kendime, ben seni bilmeden neden sevdim diye? Ve cevabı senin içsel yollarındı, bedensiz yürüyüşlerinle kumsalımda salınmaların. Islak bir dudaktan çıkan o nefesinin sesi, bu kadar ezgi yüklü olabilir miydi? Ve hiçbir sabah, sen olamazdı, bu kadar aydınlık. Yarımların yaşam sanıldığı kesitlerin içinden bakıyor insanlar hayata. Görmek kavramını yitirmişler gibi. Anlamaktan vazgeçmişler, göç halindeler kuytu köşelerine. Adı yalnızlıktı anlamadılar. Değer miydi bu kadar ıssız yürekleri çoğaltmalara?


Bu gece sen ağladın yağmur yerine. Bu gece düştüğün her yer alev… Bu gece sen akıyorsun içime. Deymez bu kadar acının iç çekişlerinde ıssızlaşmana. Susma ne olur, yetmedi mi düşlerinin karanlıklara düşürülmeleri.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder