5/04/2010

MASAL PERİSİ...


Bir hayatın sürgünlerinin hükmünü bir yürek değil de kendin verirsinde yüklersin sorumluluğunu başkalarının üzerine. Her yöne dönerde yüzün, yokluklarının ait olduğu kendine dönmez asla. Korkuların buğulu camlarından dışarı bakacak cesaretin yoktur. Şaheser bir beynin kıvrımlarında dolanan kelimelerin, bezenmelerinde donanan satırların bir insan yüreğinde yankılanması kolayda, iz düşümlerinin can yakmaları zordur işte…

Yapamadıklarını istemek olağan bir durumdur kıskançlıkların gölgesinde. Ve o gölgelerde yitip giden sevdaların can çekişen aşk kavramı… Susmalara meyilli yüreğimde, bir bulutun hazin hikayesi gizlidir kimseler bilmez. Kah masmavi gökyüzünde yüzüne bakan bir beyazlık, kah hırçınlığın çaresizliğinde yüzünden düşen birkaç damla. Kimse bilmez usulca dolanırım alemi, alem benim içimde. Sana boyalı bir kırık hikayenin son satırındayım. Ya olduğu yerde kalacak, ya da ferman kesin bu sözler dehlizlerimde kalacak. Kimlerin kimsesizliğini yaşayan birçok ömrün kayıp gitmelerini izledim durdum da, kimse benim kimsesizliğimde durmadı. Ne ben buyur ettim, ne de onlar kalmak istedi yorgun yüreğimin ayaza çalmış caddelerinde. Oysa hepimiz sımsıcak gülüşlere muhtaçtık. Her şeyden kaçabilirdi de insan, kendinden asla. Yoğrulduğumuz ruhun çıkmazıdır bu ve bir kardelen inadı. Nasip yaşıyoruz çok şükür deyip de razı gelmektir aslında.

Ne yaparsan yap asla kaçamaz insan kendinden. Bütün sesleri susturursunda, içinden akan o sesi susturamazsın. Bir gün bende mutluluğun sonsuzluğunda yerimi alacağım. Ama kim yanımda bana gülümseyecek bilemem. Kim olursa olsun ben olduğum için sevecek olan olacak ve ben onu her şeyden daha çok seveceğim. Mutluluktan aşkla inşa edilmiş içimin Taçmahal’inde yaşamak adına benle olacak ki, şiirsel bir düzlemin sırça sarayı kurulacak bir doğuş hikayesinde bize… Umut benim ekmeğim …

4/29/2010

NO TUŞU :D :D


Günlerdir özel bir arkadaşımla saatlerce sohbet edip dertleşiyoruz. Sabahlara kadar telefondayız :) ve gülmekten bir hal kalıyoruz. Espiriler havada uçuyor çünkü :) Hayatımda ilk defa bir beklentisi yok birinin benden ve aylardır ilk defa kesintisiz mutluyum. Teşekkürler suskunyüreğim...









Neyse efem :P geçen akşam sabahın ilk ışıkları daha yükselmeden teli kapatalım dedi okey dedim :) vedalaştık ama sohbet o kadar güzeldi ki :) 5 kere felan vedalaştık kapatamıyoruz. Anammmmmmmm :P heyecan hat safhada susmalar beklemeler, hani bir söz beklersin ya ilk adım gibi ya da birirnin seni sen olduğun için sevebilme ihtimali. Tam en son dediki "1 dakika" dedi "evet" dedim bekliyorum ha gayret bişiler yeşerecek diye :P pehhhhhhhhh ne dese beyenirsiniz :D :D :D :D :D :D "ya eymen ben no tuşunu bu karanlıkta bula mıyorum" :D :D :D :D :D :D :D :D :D beni iki kaşımın ortasından vursan daha iiiii amanınnnnn :D :D :d oda anladı bu kelimenin bu ortamda o sahneye ait olmadığı. İşte hayallerimin duygularımın katili o insan varya benim yürüyen doğal afetim o :D her cümlesiyle kopartıyor beni :) ve o bi aslan kaplan burcu :P duygusuz :P dermişim :) dünyanın en tatlı insanı teşekkürler beni yalnız bırakmadığın için.



ve no tuşu telefonun sağında ortasına doğru olan hatta kırmızı telefon rengi ışık veren düğmesidir :D :D :D ba ba ba bulamamış :D

4/26/2010

Yakamoz Yangını


Hayat bazen inişli çıkışlı fakat asla çaresiz değil ki... Şimdi şu an bile her şey değişebilir. Ya yaşamak ?
Ben bir sevdanın sürgününde kalmayacak kadar azat ettim kendimi ve bir yürekte var olmaksa her an olabilir ama asla bencil olmadan. Süslü püslü kelimelerle değil sessizliğimde yaşanacak bir çok güzel anlarım var benim. Sen olmadanda seni yaşaya bilirim.
Şimdi kaybetmek midir aşkı ? Yoksa durmadan sana çoğalmak mı? Ben gece gözlerde var olmaya devam edeceğim ama asla yokluğunda kalmayacağım. Bir şiir olmaksa hep çoğalacağım ama suskun bir yürekle... Düşlerimin amansız ve bencilce yıpranmadığı beni ben olduğum için seven biri vardır elbet. Birgün benim gibi derinden sevebilecek bir yürek vardır. Susmalar olmasa çok şey haykırırdım ama susmak kaybetmemek adına olmalı...
Sonuna geldiysek gitmeyide biliriz elbet. Ama bir başlangıcın eşiğindeysem kendime bir fırsat vermeli miyim? Bilmiyorum ama katıksız bir aşkın iççekişlerini yaşamayı isterim elbet. Ve bir gün bu mutlaka olacak...
Belki yokluklarımı yüzüme vurmadan yüreğimi sevecek biri...
Söylesene hayat o uzatılan el yakamoz yangını biri mi?

4/15/2010

SENİ SEVİYORUM...

BAŞKA SÖZE GEREK OLMASADA UMUTSAM KELEBEK KANADI ÇIRPINIŞI ELİNİ UZAT BEN ORDA OLACAĞIM....

4/03/2010

Sessiz Çığlıklar

Bir gün  yalnızlıklarla sınanan bizler hasretimizin vuslatına kavuşacağız elbet. Suskun yüreğim nerdesin?

2/19/2010

.....


Ben seni her bulduğumda kaybettim
Meğerse senin yamaçlarınmış koştuğum yerler,
Sessiz çığlıklarında düştüm senden
Anlatamadıklarında
Anlamsızlaştığımda
Titrek mum ateşi gibi
Sonumu bekledim karanlıklarının içinde.
Oysa ben
Sürgün yemiş bir ruhun acılarıydım,
Neden benim tan yerim olmaz ki?
Her gelişinde seni kaybettim
Şimdi olduğu gibi...
Ama seni kaybetmenin imkansızlığında yaşadım bu gerçekliği...

                                              eymenMİRZA

2/18/2010

Bu Yol Nereye Gider



bir kuğunun boynuna dokunurken…
yol bir yere gitmez

içerde

düz saçlara uğrar

ayak üstü bir akşamüstü

her plansız ürperişin sonu

hüsran

ve hüsran

çok sanat müziği bir kelimedir

yol bir yere gitmez

o bir durma biçimidir

yol yoluyla gidebilir yare

yoldan çıkabilir apansız

ve ömür bitebilir yoldan once

ama yol bir yere gitmez

o bir durma biçimidir

yaşamak

hızlı bir ölme biçimidir

düşünce ışıktan yavaşsa

erken gidilmelidir

gerdan sözcüğüne

bir kuyumcuda da rastlayabilirsin

bir kasapta da

kalbin sızlamaz

bir kuzu yüreğini vitrinde görünce

o bir beslenme biçimidir

ama korkarsın

kurdun sevdiği havadan

ayakkabı yaparsın yılandan
yol bir yere gitmez

o bir durma biçimidir

her garantiyi istersin hayattan
oysa ölümle yaşam arası
uzun malum ince bir yol

bir yere gitmez

o bir ölme biçimidir
iyi yolculuklar denmez bir gidene

yapılamaz çünkü

çok yolculuk bir seferde

yolcu denmez her gidene

herkes o yolun taraftarı olmayabilir

hiç bir sürgün

gittiği yolu sevmez mesela

yol bir yere gitmez

o bir susma biçimidir

soğuk bir taşıtın uğultusunda

Yılmaz Erdoğan

2/15/2010

Nerdesin?...


Yalnızlıktan bunalmış bir yüreğin son demlerindeyim,
Kavuşmaları bile terk ediyorum... 
Nerdesin?
Beni ben olduğım için seven nerdesin?...

2/13/2010

NEFESİNDEN NEFES ALMAK....


Belki hayata karşı çok düzgün durmamış bir çok insan, yüreklerinizin üstünde acımasızca  dans ederlerde yaralarınıza basarak mahvolursunuz. Söler misiniz peki benden bunu nasıl beklersiniz?

Bir zamanlar kalma acılarımı dersliğimde tekrarlattımda kimsenin yardan kalma yaralarını dokunmadım ya da yara olmadım kimseye. Can yanması neydi bilirdim. Böğrüme doluşan börtü böceğin gözlerini gördüm açlık telaşıyla kemirdikleri etimi mutlulukla yiyorlardı, ben onlar adına sevindim. Özlediğim ve yaşayamadığım anların esiri olmadanda sabırla bekledim can çekişmelerimde hayatı. Kimseye sızılarımı demedimki benden yana hüzün dokunmasın yüzlerine bir kaç saniyeliğine, sahte bir edaylada olsa olmasınlar.

Annemin biblosun gelir bazen aklıma. Ne kadar çok sever onu. Yıllardır bıkmadı usanmadı, yer değişti, mekan değişti, ama o biblo aynı tebessümle temizlendi elindeki toz beziyle. Ne garip değil mi bir biblo edası bile deymedi yüreğimize...

Sadakatla sevmek yalnızlıkla bilenmekse, ben kendi şah damarımı kemirdim kesmekten öte. Kimseden dilenmedim sevgiyi, gözlerimden dökülen yaşları yağmurda yürümeyi severek gizledim. Anlatamadım ki sadece ömürler adanası bir sevda var avuçlarımda ya beni sevene adanacak ki biri mutlu olsun, benim mutlu olma ihtimalim hep başkalarının olmazlarına takılıp kalacak. Ya da ömür adadığım cesareti zırh edinip beni yüreğine sarıp sarmalayacak. Ben sadece mutlu olmak istiyorum. Çok uzun yorucu bir yoldan geldim. Canım çok yandı da susmalar yalnızlığımla duvarlara sinip kaldı. Beni anlamak çok mu zordu? Zemheride ayaz yangınlarında kavrulan tenimin çatlakları arasından süzülen acılarımı almak çok mu zor? Yüzümü döktüğüm düşlerimin kahroluşlarındayım şimdi. Oysa istediğim gözlerimden hüzün duvarlarını kaldıracak bana ait sevdamı yaşamak isteyen bir yürek. Ağlamanın ayıp sayıldığı zamanların süzülü kalan erkek naralarında kalmadım ki, ağladım sevdiğime ve ağladım o ağlarken diyebileceğim bir sevda aradım durmadan.



Üşüyorum... Kimse bilmesede dağ gibi yana yakıla yıkılmak sevgilinin ayaklarına bir yüreğin haykırışıdır sevgiliye seni seviyorum... Şimdi buda nedir gözümden yüreğime süzülen? Yalnızlık mı cam kırığı gibi yüreğimi acıtan? Beni anlamak bu kadar zor mu? Yüreğim sevgim bu kadar ağır bedeller ödemedende sevilemez mi? Yok mu aşk ile hayatıma katışacak? Üşüyorum....

2/12/2010

Düşlerim ve Gerçekliğim Sensin


Sana akıyorum kaygısızca ve hiçbir şey bunu engelleyemiyor ve geri çeviremiyor bu akışı.
Çünkü sen her tarafımdasın.
Sağımda, solumda, arkamda, karşımda...
Ne yana dönsem, ne yana yol almaya kalksam, ulaşacağım son nokta sensin, orada yalnızca sen varsın...
Sana akıyorum, çünkü senin yolunda gidiyorum, attığın adımları takip ediyorum sorgulamadan.



Hani unutmak bir mumun ömrü kadardı.
Kaç mum eridi gözlerimin önünde hayalini eritemedi hiçbiri.
Hani imkansızlıklar ellerimizde tükenirdi.
Kaç imkansız tükendi avuçlarımda bir sen kalakaldın parmak uçlarımda tek imkansızım.
Hani uçurumlara merdivenler yapardık kenetleyip ellerimizi.
Sensizlik mi uçurum yaşamak mı uçurum seni sensiz bir başıma..

mahşere kaldı sevdiğim
yandı içim derman veren olmadı
yüreğime bir acı saplandı ağlayanım olmadı
gözlerim nefesim elim dilim hepsi sana mühürlendi sevgilim
seni seve seve başkasına vardım
kim senin yok kabahatı
bütün suç bütün günah benim
senden ayrılmayı bırak kuslüğe dayanamasken şimdi senden ayrı
başkasınınım
affet beni seni senle yaşamak nasip olmadı
sevdiğim
bu dertlerim yedi ömrümü ebnim çektiklerimi anlatam sevgilim
sevdiğim bu dünya bizi
birleştirmedi mutluluğu bize değil birbirimizden ayrı vermeyi istedi
sevdiğim bizim sen le aşkımız mahreşe kaldı sevdiğim...

Ben  seni tüm faniliklerin değerlerinden çıkarıpta sevdim. Ömre ait bir direniştin içimde. Benden beni alıp giden seni sana anlatamadım. Geçmiş anların değil her anın sana yansımalarını sevdim.

Bir tebbessümün yeter...

2/07/2010

Beklemek Erdemdir...


Bir sabah çıkıp geleceğim demek. Bir vaat vermeden sevmek seni. Suskunluklarımıza inat sevebilmek belkide. Yaşama sebebplerinden bir sevilenin tebessümlerinden geçmekse, ölümsüzlük yazılı kalacaktır ömürlerimize. Bakıpta görmeyenlere inat sevmelerin en deriniyle adayacağım kendimi sevdiğime.

Bir şiir gibi yaşanacak aşkın özlemi içimde. Avuçlarına bırakabileceğim bir buse ve o avuçlardan içebileceğim bir aşkı yudumlamak. Kim bilebilirki ömür adamak ki sevgiliye, bu adanmışlıkla yıkanacaktır sevdiğin ve bir daha asla gitmeyece aramayacaktır başka hevesleri. Durmadan her sabah yeniden aşık olmak o büyülü eşsiz sevgiliye. Asla sıradan olmadan yaklaşmak, özletmek ve kışkırtmak belki suskunlukların nefeslerinde. Birgün bu sevgili omzumda sabahlayacak biliyorum ve güne gözlerini açmadan bilecek, huzurlu ve aşkla örülü bir sabaha maviliğimde merhaba diyeceğini. Ben evden çıkınca elini attığı her yerde küçük notlar tebessüm olacak yokluğumda yüzünde. Belki bir kapı çalacak küçük bir çocuğun elindeki çiçek ve masum yüzündeki gülümsemesiyli, hayatın içinde kirlenmemiş ellerinden aşkımı yeniden kucaklayacak. Bir düş ülkesi değil bunları yaşatmak sevdiğine. Bir peri masalında kalmak değil bu. Yeterki aşka sadık 2 yürek olsun, her şartta yaşanır ve yaşatılır aşkın büyüsü. Ve düşünsenize sevdiğinizin ağzından çıkan sana aşığım kelimesinde ki tını nasılda sarıp sarmalar seni.

Ben aşkı adayacağım bir yürek bulduğumda sonuna kadar varımda, onun geliş gidişleri ve şartları beni omuzlar mı bilemem ki. Erdemlerin en güzeli beklemekmiş. :) tebbssümle....

2/04/2010

Güller Ağlar İçimde


Ne zaman ayrılık saati gelse

En vazgeçilmez yerinde yaşamın
Duysak ayak seslerini akşamın
Ve sokaklardan el ayak çekilse
Bir ürpertiyle duyarım o zaman
Seni çağıran sesi uzaklardan

Ne zaman ayrılık saati gelse
Bir gariplik çöker içime birden
Kalan tek anı gibi bir devirden
Durmadan çalınır o gamlı beste
Sanki bilir dem hazin öykümüzü
Bulutlar ağlar, kararır gökyüzü

Ne zaman ayrılık saati gelse
Bir çaresizliğe anlatır gibi
Birden değişir Gözlerinin rengi
Mavi solar, koyulaşır yeşilse
Sarınca ruhunu eski bir hüzün
Uçar gider pembeliği yüzünün

Ne zaman ayrılık saati gelse
Uzatsan özlemle dudaklarını
Tüm ağaçlar döker yapraklarını
Ne çiçek kalır ortada, ne bahçe
Sadece uğultusu o rüzgarın
Ve bir umut kırıntısı: Belki yarın


Ne zaman ayrılık saati gelse
Bir fırtına çıkmışcasına, büyük
İçimdeki güllerin boynu bükük
Bir zaman kalakalırım öylece
Neden sonra gittiğini anlarım
İçimde güller ağlar, benn ağlarım…


           Ümit Yaşar Oğuzcan
 
Yüreği avucundakiler zaferi yaşayamaz…Yolunu yolsuz olanlardan seçki dönmek kolay olmasın bulmak yani. Hatıraları emanet bırakma gece vakitlerine. Saatler şafak kadar bile sadık değildir. Bak bu kaçıncı dönen dönülmez olduğunu zannettiği yollardan dönen. Seni en içten duygularımla selamlıyorum. Nasıl ayrıldıysak her şey aynısı sadece geceler çok daha uzun ve yollar sonuna ekli sonsuzun.



Tut ki; hiç kimse aldanmadı benim kadar; hiç kimse kaybettiği güzelliklere ağlayamadı. Say ki; maviye tutkun olan bir benim bir benim mavide eriten akşamları. Haklı görünen kim varsa hakkım var üzerinde. Haksız olanları geç gidemeyenleri dönemeyenleri sil-at hayatından en haklı olan sensin



Ve ben döndüğümde bulamayacağımı bildiğim halde gidebilecek kadar güçlüysem saygı duy. Saygı duy emanet bir yürek taşıyan kim varsa bedeninde.



Her şey bittiği yerden başlar demiyorum, bitmeyen şeylerin başlangıcı zaten olmaz...

2/01/2010

Fark mı?..


Bir yolun türküsünde kaldığım anlarımın
Gözkırpışları arasında yandım dedimde
İnandıramadım kahroluşlarımın yasına.
Sürmeli koyunun ardına yakılan bir yasın
Kınalı kuzuyu ağlatması acep nedendir?
Göğsümde yuvalanmış 6 merminin sancısı mı?
Yarin yardan düşme kaçışlarımı beni benden alır?
Hangi anların düzensiz kalp atışlarında kaldın ey deli dumrul?
Ne sana can verecek biri nede sevgili,
Adanmaların varsa sus şikayet etme
Bekleme senin için kesilmesi gereken bedelleri.
Yaşam dediğin nefes almaktan ibaret
Yalandır bundan gerisi.
Kalbur saman içinde hikayeleri arasında kalan çocukluğumuza sarıldık,
Farklı anların,
Farklı renklerin çocuklarıydıkta
Agu kelimesi
ve bir ağzın o memeye sarılması
İşte ortak anlarımızdı.
Durdum düşündümde
2 göz 2 kol,
Ama paylaşılamayan bir dünya
Sonuçta düşünce toprağa
Ne farkızmız kalacak ki
Çocukluktaki benzerlik ölümde de ayrımsız geliyor başa.
Bir de ne ortaktır bilir misiniz?
Bir aşk sızısı ve yüreğe akan göz yaşalrı
Her zamanın vazgeçilmez hazzı....
 
                                      eymenMİRZA

1/29/2010

KESTİM PARMAĞIMI


Yaşamak sancısının kıvranmalarındayken
Kaçışlarım varsa söler misin
Nerdesin?
Göçebe hayatının kervanını bana taşımak,

Yorgun bir hancıyım istemem kalsın...
Sölediklerimin doğruluğunu istemiyorum artık
Alınmıyorumda,
Ben seviyorum
Sevmelerimden habersiz kalsın gidenler,
Beni zorla sevmelerde tükenmek istemiyorum.
Cesaret gerekmez sevmeler
Ya da kavuşmalar için,
Seversin aşktır bu ne denebilir ki?
Benim mevsimin bahar değil anladım
Ve sadece bir tebessümden ibaretim,
Olsun
Buda böyle olsun.
Ben yerimdeyim
Elbet bir gün yorgun başını dinlendirmek isteyen bir yürek
Benim hayatımda kalacaktır.
Yaşayamadıklarım için keşkelerde kalmayacağım,
Aşk denen tutkuyu iliklerinde şiir gibi yaşamak isteyen
Bir yol mutlaka benim yolumla kesişecektir.
Ben kestim parmağımı,
Canımı yakanlar kadar canım yanmayacaktır...

                                               eymenMİRZA 

1/28/2010

BAZEN HER ŞEY DEDİĞİMİZ HİÇ BİR ŞEYDİR....



Düşlerimiz ve gerçekliğimiz arsında, hayal kırıklıkları sokağında oturmaktayız ben ve arkadaşlarım. Sen, genç kadın, teyze, dede her ne varsa insana yakıştırılmış rollerden hepimiz işte bizler. Geberiyoruz bazen acının içinde de, susmaların soluksuzluğunda yanıvermek kalıyor bize.

Rüzgar, ah ılık esen, bizi mest eden rüzgar. Şimdi küllerimi mi savurmaya geldin söle? Yalnızlık bu işte. Bir çok insanın içinde donmak iliklerine kadar. Düşlediğin istediğin kişinin soluğunda yanmadan, hasretinde kavrulmak. "Gel desem gelir miydi?" lerde kalan bir çok sözcüğün azımızda gevelenip durduğu yaşamlar. İçim daralıyor yalnızlıktan mutlu olmak istiyorum bende desemde ne kar eder ki. Satır aralarına, bir telefon öteye sığdırdığımız mutluklar hariç ne kaldı avuçlarımızda? Aslında unutsuz değilimdir. Nelere göğüs gerdim bu neki demek isterim ama olmuyorki. Kalp ağrısı bu, yürek sürgünü kolayla geçmiyor işte. Özlüyorum bakışlarının huzurunu desem aynı seffaflıkla yaklaşabilir misin bana? Zamanın, sınırların, "şimdi olmaz" demelerin olmadığı bir yerde olmadığına göre, sölesene ne yapacağız şimdi? Güllerin ağladığı zamanlar vardır ve hatta üstüne şiirler yazılmıştır. Ben öyle anlarda gülün dibindeki toprak oluyorum ve bağrıma düşen damlaların kahrında nefessiz kalıyorum bilemezsin. Sakın bir daha ağlama...

Bekliyorum yorgunluğumuzun yorulacağı zamanları
Belki sende yalnızlığının içinden uzatırsın ellerini
Bir kopuş yaşanır yaşamın kıyılarında,
Belki zamansız bir meltem getirir seni bana,
Ya da kararsızlığının arasından aniden
Karar verilmiş bir sözcükle başlanır her şeye.
Ben senin ellerini uzandığı yön,
Sözlerinin bittiği yer,
Huzurunun başladığı an olmak için
İçin için yanarken,
Sen çıkmazlarında yorma kendini,
Bazen her şey dediğimiz hiç bir şeydir aslında,
Şimdi çıkar üstündeki kurallar elbiseni
Ben seni duru masumiyetinle bekliyorum
Kirletmemeyede yeminli...

                                          eymenMİRZA 

1/26/2010

Atlamayın Bunları ...




İnsanların gelişleri gidişleri arasında "vallahi öldürecek" dediğimiz bir çok yaşanmışlık vardır da, bunu bir şarkıda hele ki sesinin büyüsüne kapılmamak mümkün olmayan Candan Erçetinden dinlemek muhteşem. Konu bir sanatçının mükennmeliği değil ama :P değinmeden geçemezdim ki :)

Bugünlerde ertelenmişliklerden bahsedip duruyorum düşüncelerimin tenhalarında. Hep bir şikayet hali durmadan birileri bişilerden bıkmış amanınnnnnnnnnn :P Yapmayın ltfn. Hayat güzel, yaşamaya değer, genciz güzeliz gel diskoya gidelim demicem elbette :P ama şunu diyeceğim, önünü görmüyorsan adım atmayı bile düşünme... Neden hep bişilerin aceleciliği bizi sarmıştır? Sürekli fikirler ordan oraya koşuşturmacada. Anlamıyorum ki, ilişkiler bile 4 gen 5 gen :P falan olmuş öleeee ruhsuz bedenlerin hormanal seviyesinde dolaşım yapılıyor sadece. Eeeee ben bu kadarınada özgürlük diyenlere "aloooo en özgür amerika ahlak çökmüş, uyuşmuş beyinlerin sisleri, cinayetleri ve macera dolu amerika :P pehhhh. (vallahi ısrar etmeyin politikaya atilmiyiciğimmm :D) Ağır oldu, sert bir gelişme bölümüydü de konuyu bi bağlasam :P Efenim hayatınızı çöplük yapmaktan vazgeçin, basit duyguların esiri olmayın. Durmadan beyin sömürgecisi olmayın kendinize. Ultra manyak zengin olup yangelip yatan, ordan oraya koşan, ooohhhh keyif içinde bir hayatın temsilcisi olmuş gençler. Bende diyorum ki Aşk sevmek harika. Olsun kavuşamasanızda harika, vallahi harika :) O güzel duyguyu yaşattıysa, harika. Ama çabalamadan, ulaşmaya çalışmadan aşk aşk olur mu? Ltfn sevgi, aşk ucuzlamasın, ltfn çin malı yapmayın bu harika duyguları. Bir şiir gibi yaşanmalı aşk ve yaşatılmalı kadına.

Benle evlenen yaşadı :D Bir kere olsun çıkarsız, yalansız, sımsıcak bir aşk yaşamadan göçüp gitmeyin bu alemden. Hazların tende yanıp kavrulduğu değil, bir bütün olup yaşandığı bu aşk duygusunu ertlemeden yaşayın.

Kaybolup gitmeyecek bir hatıra olarak kalma bende
Yanımda kal,
Gözlerinin derinlerinde yitinceye kadar ....

1/20/2010

Yüzleşme...




Bir kelime...
Bazen can yanması için bıçağa, topa, tüfeğe gerek yoktur
Oktur içimde mayın tarlalarını patlatan,
Can yanması için ateş gerekmez
İki dıudağının arasından volkan akar durur...
Ben unutulmayacak kadar büyük bir ayıbımki
Herkes beni içinde saklar,
Ya da ben göremedim aynadaki aksimi...
Bu yol bir yere gitmedi,
Ben göçükteyim,
Sölevlerde sevmelerin en güzeli
Neden kimse beni ben olduğum için sevemedi?

1/19/2010

ADAM SUSUYORDU...




Gülümsemeleri bırakalı yıllar olmuştu sanki. Kimse bilmezdi yaşayamadıklarının sancısını. Hayata tutunuyordu da, kimse bilmiyordu pamuk ipliğinde olduğunu. Nasılda gözleri yaşlı, ömrü hazan sarısına çalardı. Kimse anlamazdı bu sıradan ömründe baharı yaşamak isteyn yüreğinin olduğunu. Kadın, saçlarını tararken aynadaki aksi ona donuk bakıyordu. Neydi bu kadar vazgeçmiş, kabullenmiş yürüyüşlerinin sebebi?

Zamanın gene zamansız aktığı, sevgilisinin ona aşk diye anlattığı acılar yokuşunu çıkarken, ne kadar da yalnız olduğunun farkına vardı. Tensel dokunuşların mahkumu olmuş muydu? çoktan diyordu çoktan... Apansız bir kelepçe takıyordu ellerine bu kelime. Çaresizlik akıyordu iliklerine. Hiç bu kadar üşümemişti...

Her zamanki gibi rutini olan masayı 4 le mek üzere salona gidiyordu. Selamlar rutin, insanlar sahtekar ve boş hevesler... Sıkılmıştı artık aradığını bulmak burda mıydı? O gün başkaydı, o gün bir delikanlı şiirlerini, yüreğini, samimi  ve bir şeylere ulaşmak istemeden, acısından çıkıp aktarıyordu. Çapkınlık değildi onun yaptığı, istedikleriydi. Sevgiliye seslenişiydi, ama kimse anlamadı... Kadın bu yürekten dökülen cümlereri anladı özümsedi. Hoşuna gitmişti adamın satırları. Satırlara sinen acılar tanıdık, özlemler aynı...

Sonra mı? Sonrası yok genç adam ağladı, sustu, yandı.. Adı aşktı, kadını kırmamak adına kadından kaçtı.. Kadın, adamın duruşunu sevdi, ama adanacak aşkı istemedi... Adam arada kadınla sohbet ediyordu, adamın ona yansıyan aşkını sevsede adamı aşkla sevmiyordu, adam susuyordu.

Şimdi kadın sancılı, adam kırgın. Ve incinmiş her bir yanını alarak şiirlerle çoğalmakta gene aşkına...

1/18/2010

Sürgünüm Sana





Bir çiçeğe benzerdi kalbim fırtlatılmış ezilmiş...
Başımı ellerimin arasına aldım,
Usulca yıkılmışlığım süzüldü gözlerimden
ve ay karanlıktı
Dönmedin
Gidişlerin
Bitişlerimdi...
Eğer gözbebeklerin unutmuşsa gülmeyi
Benim saklandığım kuytulara kaç,
Belki yarım tebessümlerimnizden
Bir gülüş çıkartabiliriz ikimiz.
Oysa ne düşlerimiz vardı
Ay aydınlık
Ay gülen
Gün sen
Vurgun ben...
Susmuşum
Bekliyorum bana gelişlerini
Bilmezler nasılda buluverdik aramadığımız yerde birbirimizi
Anlayamazlar kavuşulmamış bir aşkın sürgününde eylendiğimizi...

Mirza

1/13/2010

YAKLAŞMALAR GİDER Mİ?





Emsalsiz bir güzelliği yok bu dünyanın. Sen olduğun içindi bu dünyanın emsalsizliği. Anlatamam yolculuklarımın içindeki sırları, ama bilirdim senin kadar gizemli bir giz yoktu bu yolculukların hiç birinde. Bir tomurcuk açadır ellerinin deydiği her yerde ve kandırılmalardan uzak bir anlayışın tohumu sendi bilirim. Ve şimdi içimde filizlenensin.



Yaklaşan bir ayak sesinden ürperirdim çocukken, düşlerimi alıp götürecek diye. Ve işte ağlardım karanlığa düşürülmüş düşlerime. Camların buğusuna her kes bir şeyler yazabilir. Ama kimse o camda buğu olmayı düşlemez. Ben sana çoğalan kelime olmadan önce, buğu olmayı öğrendim. Uzun zamandır yağmur yağarken ağlıyorum şimdi. Gerçi suspus olmuş kaç ömürdür bilemem. Yağmurda ağlamak nedir bilir misiniz? Yağmurda ağlamak, kendine yanmaktır gizlenmelerin içinde. Bir yolun soğukluğundan muzdarip insanlardan farklı bir ruh olmak, belki anlamak hayatın kendisini, belki özüne varmak. Kim bilir ki sonbahar yapraklarının telaşını? O yapraklar ki zamanı bekleyip yeniden köklerine karışmak. İçerde uzanan yollar vardır birde. Kimse bilmez dokunulmaların arınmasıdır ki başkenti sen olan bir şehre gider. Sularım çekilmeden kimse göremez derinlerimi. Oysa gözlerim yeterdi görmelerin ötesini görebilmeleri. Bir bakıştan öte, tüm şeffaflığımla düşüvermekti. İnsan anımsar mı ilk sesini duyduğunda içini titreten o her şeyin erteleniş anlarını? Bazen soruyordum kendime, ben seni bilmeden neden sevdim diye? Ve cevabı senin içsel yollarındı, bedensiz yürüyüşlerinle kumsalımda salınmaların. Islak bir dudaktan çıkan o nefesinin sesi, bu kadar ezgi yüklü olabilir miydi? Ve hiçbir sabah, sen olamazdı, bu kadar aydınlık. Yarımların yaşam sanıldığı kesitlerin içinden bakıyor insanlar hayata. Görmek kavramını yitirmişler gibi. Anlamaktan vazgeçmişler, göç halindeler kuytu köşelerine. Adı yalnızlıktı anlamadılar. Değer miydi bu kadar ıssız yürekleri çoğaltmalara?


Bu gece sen ağladın yağmur yerine. Bu gece düştüğün her yer alev… Bu gece sen akıyorsun içime. Deymez bu kadar acının iç çekişlerinde ıssızlaşmana. Susma ne olur, yetmedi mi düşlerinin karanlıklara düşürülmeleri.

1/10/2010

Ölümsüz




Bir şeylerin değişme anlarında karanlığıma ışık olmalısın. Ben yönümü seninle bulmalıyım. Ellerimin hüzün duvarlarındaki izlerini silmeli ellerin. Gözlerimin mavisinde süzülü kalan kaygılarımı almalısın benden. Satırlara sinmiş her yaşanmışlığın ya da yaşamak arzusunun, dudaklarımın arasından asla telaffuz edilmeyeceği gibi kalmamalı.



Senin dışında bir hayat daha akar giderde görmezsin. İlklerin ilkesizligi, kuralsız bir hayatta hep malubiyet zerzeniş bu yolun gidişi. Henüz gözlerin kadar derin bir mağbetin büyüsü yaşanmadı gerçekliğimde. Bilirim yaşanmayacakta. Sen nerdesin, hangi düşlerin seni benden bir parça daha ötelere göndermekte? Aklımın alamadığı yerde bütün kapıları açan ellerini tutamamak ki bir ömür ızdırap. Ben gitmelere gebe kalmanın sancısındayım. Senden her adım uzaklaştığımda kavrulurcasına sana yaklaşmak. Nasıl bir çıkmazın çelişkisidir bu? Şimdi bir keman tınısında süzülen yaşların ve sana sesiz yakarışların eşiğinde bir hayat durmuş bakmakta. Görsende susarsın puslu hayatının bana ait olmadığını bildiğim o kısmında. Dışlanmış mıydım ben, neydi bu uzaklaştırmaların? Dudaklarımdaki ateş bu kadar günah mıydı? Kehanet sendin benim yollarımda. Sendin geleceğimin gözleri ki benim sonumdu senin avuçlarında. Ve ben görüyordum, bir kelebek kanadı daha çok çırparak ışığıma kavuşup ölmenin telaşında. Olsun diyordum bu güz sancıları geçecek. Sadakatin kırıklığı da kalsa, seni sensiz yaşamak düşsede anılarıma, ben vazgeçmedim senden. Apansız bir ölüm gibi sevmek, ben ölmeye bile aşık oldum senin yolunda.


Bir şarkının nakaratında kaldım hep. Senin dilinden düşmesem yeterdi bana. Bu kadar önemserken senli anları, kaybolmamalıydı o büyülü huzurun ve ben asla kaybetmek istemedim. Anlatamadım ki, her çırpınışımda biraz daha battım gözlerinin beni kurtarmak istemediği o batakta. Oysa aşka müptelaydı ruhum, görmedi kimse. Sunmak için çıldırdığım sevda düşlerim vardı, bakışlarda kurşuna dizildi kaldı. Ben öldükçe çoğalırım zamana, aşk benim ve ben ölümsüzün bu hayatta.